RSS

Yarım Bardak meyve suyu

Saat gece yarısını geçmiş,
kimi bi barda,
kimi yatağında
kimi hastaneye yetişmeye çalışıyor
kimi belkide çoktan öldü
kimi hiç görmediği birine aşık oldu
kimi sevgilisi ile hayaller kuruyor
kimi yalnızlıktan şikayetçi
kimi yalnızlığa AŞIK
kimi okuduğu kitabın karakterlerine kapılmış.

Ben ! ben neredeyim. elimde yarısı içilmiş meyve suyu, geri dönüş yapılmayacağını bile bile is başvuruları arasında boguluyorum.

Reklamlar
 
Yorum yapın

Yazan: Mart 11, 2018 in Uncategorized

 

Etiketler: , , ,

Kenar

mahallede oynadığı topun kaç kere patladığını unutmuştu. sürekli içine plastik top koyup kendince çare bularak devam ettirmişti mahalle maçlarını. eski bisikletiyle mahallede attığı turlar zevkin doruklarında olduğu anlardı. en büyük adrenalini gözlerini kapatıp ellerini salarak yaşardı o bisikletin üstünde. özgürlüğü hissederdi o anda. mahallede oynanan saklambaçlar, yada babasının yaptığı sapanla kuş avlamalar sabrı öğretmişti ona. akşam ezanı ile eve girme kuralı ise disiplini ve kurallı yaşamayı. taso ve bilye oynarken kazanmanın zevkini tatmış yeri gelmiş kaybetmenin hüznünü yaşamıştı. freni patlayan bisikletini tamir etmek için saatlerini harcamış olmayınca tekerleğe ayağını sokarak terliklerini eskitmiş. mahallede dostluğu öğrenmiş. o yaşta işlediği suçlar; sapanla cam kırma, bahçelerden portakal çalma. yakalanınca yüzü kızarmış daha tokadı yemeden. zaten tokatta yememiş ama o mahcubiyet yetmişte artmış ona. sıcak yaz günlerinde şırıngalara su doldurup su savaşları yapışmış, asortik su tabancaları girmemiş
hiç mahalleye. saatlerce uğraşıp yaptığı uçurtması ya elektrik tellerine takılmış yada kopan ip yüzünden mahalle mahalle uçurtma aramıştı.

o zamanlar mahallede apartman yoktu. çok insan yoktu. herkes birbirini tanır. mahalleye giren çıkan kim herkes bilirdi. ne çabuk değişti her şey. toprakla oynardık klavyeyle değil. savaş yaparken en fazla boncuklu tabancalarımız olurdu. yada tahtadan kılıçlarımız.

Mazi

 
Yorum yapın

Yazan: Ocak 29, 2018 in Uncategorized

 

Filozof Bir Deli

Kn4y41                   Beyni tomurcuklanmış bir insandan ne bekleyebilirsin ki? Kendi   denizinde kaybolmuş yalnızlığı ile mutlu ama bir o kadar da hüzün mahkumu doğuştan depresyonda olduğu düşünülebilir. Belki de doğarken dünyanın ne boktan bir yer olduğunu anlamış ve göbek bağı ile intihar etmeye çalıştığı için kalıcı hasarla doğmuş olabilir. Ama gerçek olan bir şey var kendisi bazılarına göre deliyken bazılarına göre de dahi olabilir. Aslında şimdi bakınca anlıyorum bu konu da belirsizliğini koruyormuş. Herif kendisini tanımlarken filozof bir deli diyor. İşte bu ne yapacağı belirsiz tahmin edilemeyen bu adam. Beyni fazla düşünmekten yeni sinir ağları örmekten yanmış bu adam. İntihara meyilli. Hem de kendisinden hiç beklenmeyecek şekilde sıradan bir intihar planı var. ATLAMAK. Hem de rastgele inşaat halinde bir binayı kullanırım diyor. Filozof bir deliyim diyorsun ama atlayarak intihar ediyorsun. Ayıp lan. Böyle bir adamın intiharının birilerine ya da en basitinden sisteme isyan niteliğinde olması beklenir. Git AVM’lerde ki “%50 off” yazısının üstüne otur. Ya da meclisin önünde hırsız var diye bağır birisi kafana sıkar zaten. Ne bileyim BİST’e git para yutarak ölmeyi bekle. Ama atlamak ne lan.


                Bu adamı ben ara sokaklardan birinde ki çay ocağında tanıdım. Parası çok bildiğin babadan kalma zenginlerden. Hayatta ki tek derdi dünyada ki bütün kitapları okuyamamak. Hesapladım Türkiye’deki ortalama yaşam süresine göre benim zamanım yetmiyor diyor. Japonya’da falan doğmadığı için babasına küfür ediyor. Annene niye küfür etmiyorsun diyorum okudum anneler kutsalmış ama babalara bir sınırlama yok diyor. Siktir lan demek geçti içimden ama neyse. Kendisine göre geçerli sebepleri var sonuçta babasına sinirlenmekte kendisine göre haklı intihar etmek içinde ama takıldım abi niye atlıyorsun lan pezevenk. Yaratıcı ol o kadar okuyan adamsın. Haklısın dedim sonunda. Kendisine göre geçerli sebeplerden intihar etmek isteyen insanlara haklısın denir. Hatta bu sebeplere siz inanmıyorsanız bile o yeterince inanıyorsa intiharına engel olmak o kişiye edilecek en ağır küfürdür.

                Ertesi gün bir dilenciye para verirken gördüm onu. Baya bildiğin yüzlük verdi. Normal insanların yapmayacağı şeyleri yapar ama kendisine göre de geçerli sebepleri vardır hep. Sizde o sebepleri hep merak edersiniz. O durumlardan biriyle karşı karşıyayız işte. Sormaya yeltenecek oldum. Bir şeyler içelim mi dedi. Düştüm peşine. Öğle saatleri sade birer kahve söyledik üzerinde ne zaman aldığını bilmediğim bir takım elbise var neden bilmem rahatına düşkün bu adamı takım elbise dışında bir şeyle daha görmedim. Aslında daha 3 gündür tanıyorum o da ayrı bir mesela. Adını bile bilmediğim bir sigara yaktı şu ince olanlardan ben herifi incelerken şu dilenci var ya manyak bir tiyatrocu diye girdi konuya ben daha ne olduğunu anlamadan anlatmaya başlamıştı ben herifi incelemeye dalmışken dilenci mevzusunu unutmuşum. Nasıl yani dedim. Adamın sol ayağı gayet sağlam pantolonunun içine saklıyor ama o kadar iyi rol yapıyor ki herkesi inandırıyor. Dört gündür izliyorum inanmayan çok nadir. Tek kişilik ve halka açık bir tiyatro sergiliyor ve parasını kazanıyor takdir edilesi. Ne yani bunun için mi verdin o adama parayı dedim. Sanatı takdir etmez misin dedi. İyide çok vermedin mi o parayla bir hafta geçinenler var dedim. Alt sokakta ki devlet tiyatrosunu gösterdi. Orada biletler 40tl ben bu adamı 4 gündür izliyorum basit bir matematik hesabına göre az bile vermiş olabilirim. Bu dünyada işini iyi yapanlar hep kazanır. Kazanmalıdır da. Mesela politikacılar. Adamların mesleği belli, yalan söylemek ve insanları tek bir kalıba sokarak uyutmak. Bunu iyi yapan her zaman iktidar. Oyları topladıktan sonra meslek değiştirip hırsız oluyorlar. Tabi yalan ve uyutma politikaları devam ediyor. Arada ki oranı iyi tuttururlarsa bir sonra ki seçimlerden hem cepleri dolu hem tekrar iktidar olarak çıkıyorlar. Ya da pazarlamacıları düşün adamların işleri zor çünkü meslekleri çoğu gazetecinin olduğu gibi bilgileri işine geldiği yönde çarpıtarak insanları etkilemek. Bunun için çok okumalı kelime haznelerini geniş tutmalılar. Geçen gün bir pazarlamacı geldi kapıma herif o kadar iyi yapıyor ki işini hayran kaldım. Pazarda 10tl verip rahatlıkla alabileceğim meyve sıkacağını 50tl verip aldım adamdan. Nasıl yaptı bilmiyorum konuyu Kafka’nın Milena’ya ne kadar aşık olduğuna getirdi. Takdir ettim dedi. Senin bu düşünce tarzına göre hepimiz salağız. Ve sende her şeyin farkında olan bir salaksın dedim. Boşuna demiyorum ben filozof bir deliyim diye dedi ve güldü…     Herif haklı

 
Yorum yapın

Yazan: Aralık 4, 2014 in Uncategorized

 

Bilmediğim bilim – Ekonometri

Kafasına sert bir cisim atın. Ne biliyim vurun kırın. Pencereden atlamadan önce durdurun onu. Beynin de ki düşünceler ağırlaştı. Kendinde değil o. Kafein yoksunluğu çekiyor birde yanında iyi bir müzik  olursa iyi olur tabi. Ağır tempoda geçen Ekonometri dersi ve hocanın bilgiye olan kutsal bakış açısı getirdi onu bu hale. Sınıfta onu dinleyenler sadece parazit bu hoca için. Tek derdi kutsal saydığı bilgileri anlatmak ama öğrenciler önemli değil. O ders anlatırken dua ediyor kendi kutsal tanrısına. Dua ederken sadece duvarlara ve yukarıya bakmasının sebebi bu. İnsanların orada olmasından rahatsız gibi. Ama sınıfta hiç kimse olmazsa onu deli sanır insanlar. Yeni bir kutsal keşfettiğini kimse bilmeyecek. Kınayan gözlerle bakacaklar işte sırf bu toplum baskısı nedeniyle orada olmak zorunda öğrenciler. Ama işte bu çocuk gibi gerçeği gören ve kullanıldıklarını anlayanlar intihara meyilli oluyor. Pencere onların en büyük kurtuluş yolu. Gecen yıl kalemi boğazına sokmaya çalışan çocuk yaratıcıydı ama acılı bir ölüm. Ben kim miyim?. Bu sınıfta bir sıra. Beni karalarlar üzerime basarlar. Bazen güzel bir kız üzerime oturur. Geçinip gideriz. Ama genel olarak sıkıcı bir yaşamım var. En büyük eğlencem öğrencilerin ruh hallerini tasvir etmek onları incelemek benim kutsalım. Benim bilimim. Sözel ağırlıklı dersleri hayal ederim hep orada ki sıraların ne kadar şanslı olduklarını düşünürüm. Ama burası da eğlenceli. öğrencilerin ekonometri gibi bi derste çektikleri çileyi inceliyorum. Benim için aydınlatıcı oluyor. Neden bu bölümde okuduklarını anlamış değilim. Önümde incelenecek çok öğrenci var zamanla onu da keşfederim.

 
Yorum yapın

Yazan: Kasım 14, 2014 in Uncategorized

 

Hepinizden Nefret Ediyorum!

       Beynimde taşıdığım onlarca düşünce onlarca hayat gayesi olmasını dilerdim. Ama sahip olduğum tek şey hasiktiri bok hali. Umursamazca yaşıyorum. Hayatıma insanlar giriyor ve aynı hızda çıkıyor. Pencereme oturup sütsüz şekersiz kahvemi yudumluyorum aşağıda yürüyen cansızları seyrediyorum. Tek düzeliğe alışmış, toplumun dayatmalarını kendi doğruları olarak benimsemiş sorgulamadan aciz varlıklar onlar. Tüm hareketleri planlı ve bu planlar onlar için başkaları tarafından yapılmış en az onlar kadar aciz ama uyanık geçinenler tarafından. Hepinizden nefret ediyorum. Tüm hareketleriniz sansürlenmiş.  Bu sansür kararını alanlarda arkadaş ortamında ana avrat küfür eden insanlar değil mi. Onlar şu ahlaklı bu değil diye ayrım yapıp hareketlerinizi toplum baskısı ile sansürlerken onları kim sansürleyecek. Çok fazla sikindirik sorunlarım var değil mi?  Ama bence asıl olay sizin neden sorunlarınız yok. Ya da neden sorunlarınız yokmuş gibi davranmaya itildiniz. Birileri size “sorunlarınız yok sizin yerinize biz onları çözdük” dediği için mi? Siktirin gidin aciz insanlar hepiniz yaşadığınızı sana zavallılarsınız. Sizden nefret ediyorum.  

 
Yorum yapın

Yazan: Ağustos 26, 2014 in Uncategorized

 

..

 

Aynı sebeplerden delirmiş insanları toplayın etrafıma anlatacaklarım var. Gelecek hakkında geçmişe girmek istemiyorum yoksa gecenizi s*kerim. Neden yalan var? Neden lakayık suratlar? İstemediğin geleceği sana sunan sistem neden var. Neden yalnızız neden dışlanmış ya da neden kimse bizi s*klemiyor hissi kapladı tüm benliğimizi. Çekinmeyin sorgulayın sistemi bugün her şey mubah. Bakmayın bana öğle hasta değilim ben. Bende insanım en az sizin kadar. Odamda yaşıyorum dışarıda ilgimi çeken bir şey kalmadı sanki. Sanki dünya bana cephe aldı ama yok öyle bir şey bunanda farkındayım. Kendimi büyük gördüğüm yok dünyanın umurumda değilim biliyorum.
-Hayatta gidebileceğin bir yön bulmak zor. Zoru sevmiyorsan şimdiden git öl durma!
-ben intiharı seçecek kadar cesaretli değilim yok mu başka fikri olan
-yalandır edepleri ki büyürken daraldım denebilir. Körlemesine koş sistemi arkana al ters yönde dibe bat
-mantıklı ama kodumun sistemi buna ne kadar müsaade eder. Ya da sistemi geçtim toplum buna ne der. Dışlanmışlık sisteme sırt çevirmede pekte yardımcı bir etken değil
-ne okuduğun kitap nede filimler hayatı göstermiyor gerçekleri anlatıp seni korkutmak istemiyorum dostum maalesef ne aşkın ne hayatın nede yalanın sözlükteki anlamı doğru değil.
-eyw. Aslında kolay olanı yapmamı istiyor toplum sisteme kendimi teslim etmemi. Ve oradan oraya koşturup sistem ne diyorsa onu yapmamı. Ama ben odamdan toplumu ve sistemi izlerken mutlu insan göremiyorum.
-hayatı anlayamadım anlam veremedim valla. Bıkkınım her şeyden. Haz almıyorum hayattan, böyle hayatın içine ederim. Benden sana çözüm çıkmaz.
– sana da eyw.
-gerçekçi ol ulaşamayacağın hayaller kurma. Önce mutluluk ardından da yok oluş gördün. En sonunda çıldırdın ve ardından cansız varlıklarla konuştun. Daha ne kadar sona yaklaşacaksın. Gerçeğe dön. Hayat bu neyi sorguluyorsun.
-senin mantığını s*kiyim. Gözlerin bana o kadar küçümser bakıyor ki asalak gibi hissettiriyorsun. seni kim çağırdı bu toplantıya.

 
Yorum yapın

Yazan: Mayıs 8, 2014 in Uncategorized

 

.

Kendimi yer çekimine teslim etmeden önce son bir kere baktım etrafıma. Dolunayın aydınlattığı duvara yıllar imzasını atmış sanki çatlaklar yosunlaşmış, eskiden mavi olduğunu belli eden duvar rengi solmuş. Dışarıda çalılıklarda umursamaz ses tonlarında bağıran değişik hayvanların sesleri. Kendimi kaybetmeden önce kulaklarımda bu seslerin olması içime bi huzur doldurdu. Elimde ki kahve fincanı ağırlaştı. Sol kolumdan başlayan uyuşma tüm vücudumu sarmaya başladığında kendimi bıraktım yer çekiminin etkisine. Beklediğim düşüş hissi çok kısa sürdü. Sonrasında tok bir ses sanki birisi sert bir cisimle duvara vurdu. Anlamsızlaştı her şey. Oysa 5. Kattan aşağıya düşmek bu kadar kısa sürmemeliydi. Çalılıktaki hayvanların sesleri birer birer sustu. Saçlarımda bir ıslaklık ile birlikte metal ve tuz karışımı ilginç koku yayıldı ortama. Son gördüğüm güçlü bir ışık kaynağının gözlerimi acıtması. Ağzımdan ortalama 15 saat uyuduğumu belli eden çamurumsu tat. Etrafımda çeşitli sesler çıkartan makineler.

                -Mal mısın lan sen? Dünyada kafein komasına girmeyi başaran milyon tane salaktan biriside sen oldun tebrikler.

                -ne? En son her zaman yaptığım gibi penceremde oturmuş kahvemi içiyordum ben ne koması?

                -aslında amacın oydu orada oturup keyifle kahveni yudumlamak ama devreye beni sokan sendin. Yer çekimin nasıl hissettirdiğini bana soran sendin. Her zaman ruh hallerini ve neyin nasıl hissettirdiğini merak etmez misin zaten.

                -umurumda değilsin mümkünse s*ktir git.

                -ben öyle işin düşünce çağırabileceğin sonrada başından atabileceğin birisi değilim. Beni sürekli s*ktir edip sonrada gelmemi istiyorsun. Canın cehenneme. S*ktir git öl. Ben olmasam atlıyordun aşağıya mal.

 
Yorum yapın

Yazan: Mayıs 7, 2014 in Uncategorized